Machiavelli'nin Prens Kitabından Çıkarılacak Liderlik Dersleri

 

Machiavelli'nin Prens Kitabından Çıkarılacak Liderlik Dersleri

Eser birçok tartışmayı birlikte getirdiği gibi bazı yanlış anlamalara da yol açmıştır. Prensin gerektiğinde verdiği sözden dönmesini ya da sözünü tutmamasını meşrulaştırma gayretleri ve ‘amaç için her türlü araç mubahtır' yaklaşımı, hakkındaki etik tartışmalarını alevlendirmiştir. Hakkında kesin hükme dönüşen bu konudaki görüşlerin haklılığı geçerli midir?

Biraz derinliğine bakalım...

Yazar, Floransa devlet hizmetinde uzun yıllar bulunduktan sonra iç iktidar oyunlarının bir sonucu olarak görevden alınmış, işkencelerden geçmiş, köşesine çekilmek zorunda bırakılmış ama boş oturmayarak 1532’de yayımlanan Prens adlı eseri (Anahtar Kitaplar, İtalyancadan çeviren: Nazım Güvenç, 5. baskı, 2008) kaleme almıştır. Daha başkalarını da...

Onun bu tavrı, en başta adanmışlığına vurguyu gerekli kılmaktadır: İtalya'nın birliğine ve Floransa'nın ayağa kaldırılmasına... Bunun yolu da iktidarı elde tutanların işlerini doğru yapmasından geçmektedir.

O halde prense gereksinim duyduğu rehberi sunmak gerektir! Yaptığı da budur. Peki, kendisi için bir talebi yok mudur? Olabilir. Bu düzeyde kişilerin şahsi istekleri hafife alınmamalıdır. Netice olarak bir aydın sorumluluğu içinde hareket etmektedir. Üstelik rönesans döneminde zenginleşen İtalya beş ayrı devlet halinde birbiriyle rekabet etmekten dolayı güç kaybı yaşamaktayken İspanya ve Fransa birliğini sağlamanın üstünlüğünü sürdürmektedir. Roma Germen İmparatorluğu da dönemin hâkim güçlerindendir. Papalık güç kaybetmiştir. Bu devletler İtalya'nın iç işlerine müdahil olabilmektedir.

Devlet demişken... Devlet kavramı yanında ulus kavramının da literatüre o dönemde yeni girdiğini anımsayarak konumuza dönelim...

Machiavelli'nin 1500'lerin başında Prens'i kaleme aldığında kent devletleri monarşi ya da cumhuriyet ile yönetilmekteydi. Cumhuriyetler yozlaşmış, birer tiranlığa dönüşmüştü. İktidar babadan oğula geçmekteydi. Nüfusun çok az bir kesimi yönetsel süreçlere sınırlı olarak katılmaktaydı. 

Sonuç olarak yazarın prensi yazdığı dönemde ülke bunalım içindeydi. Bunalımdan çıkış da prensin becerisine bağlıydı. Kitap bu dönemin eseridir ve çeşitli imparatorlukların ve kent devletlerinin oluşum süreçlerinin incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla çeşitli devletler vardır ve bu farklı devletlerin yönetimlerine ilişkin prenslere yönetsel stratejiler önermektedir. Liderliğe ilişkin her inceleme içinde bulunulan koşullar çerçevesinde yapılmalıdır. Kısaca buna bağlam diyebiliriz.

Strateji bir amacı gerçekleştirmek üzere belirlenen hedefe ulaşmanın izleğidir yani seçenekli bir yol haritasıdır. Bir amaç, bunu sağlayacak araçlar yani güç vardır. Gücün ne zaman, nerede ve hangi ölçekte kullanılacağına ilişkin yöntem belirlemeyi gerektirir. Stratejinin belirlenmesi aşamasında ve uygulamasında bilimsel verileri kullanır ancak daha ziyade bir sanattır. Bu nedenle liderliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Strateji için seçenekli bir yol haritası ifadesi maksatlı olarak kullanılmıştır zira koşullardaki değişikliklerin gereğine uygun olarak farklılıkları dikkate almak durumundadır.

Her şeye uyan bir strateji yoktur. Her durumun ayrı bir stratejisi olduğu gibi her prensliğin de kendine özgü stratejisi olmalıdır. Machiavelli de oluşumları farklı olan devletlerin yönetimleri de farklı olacağından prenslere farklı stratejiler önermiştir.

Strateji geliştirilmesine ışık tutacak temel ilke, amaç-araç dengesinin bilincinde olunmasıdır. Çağın gereği olarak prensin kendi özgün ordusuna sahip olması ve halkına doğru davranması olmazsa olmazdır. Bu noktada öne çıkan husus, prensin asla nefrete yol açacak tutumlardan uzak durmasıdır. 

İtalya'nın içinde bulunduğu durum ve bu temel ilke bağlamdan koparıldığı takdirde Machiavelli'yi doğru anlama olanağı ortadan kalkar.

Onun önerdiği stratejilerden yola çıkarak prenslerde olması gereken liderlik niteliklerine gelirsek...

Konu liderlik olunca bazı temel parametreleri saptamak gereklidir. Liderlik dersleri için saptadığımız on nitelik esas alınmıştır. Bu nitelikler: cesaret/risk almak, uzun vadeli amaçlara sahip olmak, etik değerlere sahip olmak, sezgi ve içgüdüye sahip olmak, güçlü iradeye sahip olmak, gerçekçi olmak, devrimci olmak, karizma sahibi olmak, insan ilişkilerinde usta olmak.

Bazı örnekler üzerinden yürüyelim...

“…Ben de Haşmetmeaplarına olan bağlılığıma tanıklık edecek bir şey sunmak istediğimde, büyük adamların yaptıkları işler hakkında bildiklerimden daha değerlisini bulamadım. Bu bilgilerden günümüzle ilgili olanlarını uzun deneyimlerle, geçmişe ilişkinleri ise çok okuyarak edindim: uzun uzun düşünüp tarttıktan sonra, Haşmetmeaplarına sunduğum bu küçük kitabı meydana getirdim.” (s. 37)

Burada öne çıkan düşünce disiplinidir. Düşünce bilgiye dayandırılmalıdır. Muhakemenin ham maddesi bilgidir. Akıl bu ham maddeyi inceler. Analiz ve sentezde kullanır. Liderin kararı bu muhakemeye dayanır. Verilen karar stratejinin amacını doğru belirlemek kadar araçlarıyla uyumlu olmasını sağlamalıdır.    

"... Hastalıkları önceden teşhis edersen ki ama bu ancak bilge ve uzak görüşlü olan bir adamın yapabileceği bir şeydir, çabuk iyileşirler; ama onları zamanında teşhis edemeyip herkesin gözüne görülecek kadar büyümelerine meydan verirsen artık hiçbir ilaç kâr etmez." s. 47. 

Bu ifadede öne çıkan niteliklerin gerçekçilik, düşünme disiplinine sahip olmak, sezgi ve içgüdü, güçlü irade, cesaret olduğunu görebiliriz.

"Kaçınılan bir savaşın sadece hasmın yararına olarak ertelendiğini iyi biliyorlardı." (s. 47). Bu ifadede  gerçekçilik yanında, cesaret ve güçlü iradeye vurgu vardır. 

"Fethetme hevesi hiç şüphesiz bildik ve pek doğal bir şeydir ve gücü yeten insanlar buna her kalkışlarında övgü alacaklardır, en azından kınanmayacaklardır. Ama gücü kuvveti olmadan orayı burayı fethe kalkıştılar mı hata yaparlar." (s. 49)

Strateji oluştururken amaç-araç dengesini dikkate alan bir gerçekçilik ve hesaplı riskler için gösterilmesi gereken cesaret tavsiyesiyle karşı karşıyayız.

"... Bu fırsat olmadan (durumsallıktan bahsediyor) zihinsel yetenekleri yitip giderdi ve bu yetenekler olmadan da fırsat boşuna çıkmış olurdu." (s. 59)

Bu değerlendirmede liderin düşünme disiplinine vurgu vardır. Eylem için uygun koşulların varlığını belirlemek gerçekçi analiz ile mümkündür; durumu lehe çevirmek yeltenme iradesini, sezgi ve öngörüyü, buna uygun stratejiyi belirlemeyi gerekli kılar.

"Bir prenslikte kötülükleri daha uç verdiği anda fark etmeyen (prens) gerçek bir bilge değildir: bu yeti çok az kişide bulunur. (...) Sonuç olarak, demek ki, hiçbir devlet eğer kendi özünden bir orduya sahip olmazsa güvenlikte değildir." (s. 95)

Sezgi ve içgüdü yanında, düşünme disiplinine ve gerçekçiliğe önem atfetmektedir.

"Zihin alıştırmasına gelince, prens, tarih okumalı özellikle en büyük örneklerin eylemlerine ilgi göstermelidir; savaş sırasında onların nasıl davranmış olduklarına bakmalı, taklit edebilmek üzere başarılarının ve kaçınmak üzere yenilgilerinin nedenlerini incelemeli ve özellikle geçmişin en iyi prensi gibi yapmalıdır." (s. 99)

Bu ifadenin ardından verdiği örneklerden yola çıkarak düşünme disiplini, etik değerleri sahiplenme, insan ilişkilerinde ustalık ve gerçekçiliği öne çıkardığını çıkarabiliriz. 

"... Demek ki bir prens tahtını elde tutmak istiyorsa katı yürekli olmasını bilmeyi öğrenmeli ve gerektiğinde bu sanata başvurmalıdır." (s. 100)

Açık çıkarımı irade gücü ve gerçekçilik nitelikleri üzerinedir. 

"O halde prensler hakkında çıkartılmış bir sürü hayali öyküyü bir yana bırakıp yalnızca gerçeklere bakalım. İnsanlar ve yüksek mevkilerden ötürü daha çok tanındıkları için özellikle prensler övgü ya da yergi toplayan birtakım niteliklerine göre değerlendirilirler. (Cömert/cimri, zalim/iyi yürekli, sözünün eri/sözünü tutmaz, cesur/ödlek, alçakgönüllü/mağrur, dindar/imansız, ağırbaşlı/hoppa, cin fikirli/hödük, vb.)                                                                                                                                        (Prens) bu niteliklerin hepsine sahip olamayacağına göre kendisini devletinden edecek iğrenç düşkünlüklerine karşı oldukça sakıngan olmalıdır; bir tehlikesi olmayan düşkünlüklere gelince mümkünse sakınsın; yoksa pek dert etmeden kendini bırakabilir. Ama öte yandan, devletini elinde tutabilmek için gerekli düşkünlüklerde ise ne denli utanç verici gözükseler de duraksama göstermesin zira düşünüp taşınınca, bir erdemmiş gibi gözüken bir nitelik bakarsınız felaketine yol açar, bir başkasıysa, tersine bir düşkünlük gibi gözükürken hükümetine mutluluk ve güven getirebilir." (s. 100, 101)

Lidere uygulamasını önerdiği düşkünlüğün kötülüğünü biliyor ama devletin devamlılığı için işe yarayacaksa prensin duraksamadan uygulamasını önerirken amaç için bütün araçları mubah kılmaktadır. Bunu yaparken uzun vadeli amacın bağlılık, bunun için adanmışlığı görmekteyiz. Aynı zamanda gerçekçidir. Hatta bir bakış açısına göre etik değerlere bağlılığı ifade eder. İrade gücüne ve karizmaya yer vermektedir.

Ben derim ki her prens zalim biri gibi değil de merhametli biri gibi görülmeyi dilemelidir; ama merhametini de yerinde kullanmasını bilmelidir. Cesare Borgia için zalim derlerdi; oysa bu zalimliği bütün Romayna yöresini düzene sokmuş, ona birlik, barış ve huzur getirmişti. (…) Dolayısıyla eğer tebasının birlik ve sadakati söz konusu ise bir prens asla kendisine zalim denecek diye çekingen davranmamalıdır. Aşırı merhametli olmak yüzünden cinayet ve çapulculuğa yol açan kargaşaya göz yummaktansa az sayıda ibret olacak ceza vermek çok daha merhametlice bir davranış sayılır.

“Bununla birlikte, yeni bir prens inanmakta ve harekete geçmekte ağır olmalı ama gölgesinden de korkmamalı, sakınganlık ve insancıllıkla ılımlı davranmalı ne aşırı güven duyup sakınmazlığa ne de aşırı güvensizlik gösterip çekilmez biri haline düşmemeye bakmalıdır. 

“Bu noktada bir sorun çıkıyor: korkulmaktan çok sevilmek mi iyidir, yoksa sevilmekten çok korkulmak mı? Benim yanıtım bunun ikisinin de gerekli olduğudur ama ikisini bağdaştırmak güç gözüktüğüne göre, birinden biri olmayacaksa sevilmekten çok korkulmak bence çok daha güvenlidir.

“Çünkü insanlar hakkında genelde şu söylenir: nankör, değişken, içten pazarlıklı, korkak ve çıkarcıdırlar; onlara iyilik ettiğin sürece hepsi seninledir; yukarıda da dediğim gibi, gerekmedikçe kanlarını, mallarını, canlarını ve çocuklarını sana sunarlar ama gerekmeye görsün hepsi senden yüz çevirirler. Sadece onların sözüne dayanan prens, başka önlemler almamışsa, ortada kalır ve yok olur gider; çünkü gönül yüceliğiyle değil de para gücüyle edinilmiş dostluklar borç alınmıştır kazanılmış değil ve tam da gerektiği zaman kullanılmaz olurlar.

“ Ve insanlar kendilerini sevdirmek isteyenden çok korkutmak isteyeni kırmaktan çekinirler; çünkü sevgi bağı şükranla örülmüştür yani insanların kopartmakta duraksamadıkları bir iplikle zira kişisel çıkarları söz konusu olduğunda insanlar hainleşirler; ama korku bağı insanları hiç terk etmeyen ceza yemek korkusuyla dokunmuştur.

"Bir prensin sözüne sadık kalmasının ve düzenbazlıklar yapmak yerine namusluca bir yaşam sürmesinin ne övülesi bir şey olduğunu her bir kişi anlar. Bununla birlikte zamanımızdaki deneylerle de bellidir ki ancak verdikleri sözü hiçe saymış ve insanların beyinlerini kurnazca uyutmasını bilmiş prensler büyük işler yapmışlardır ve sonunda dürüstlüğü temel alanlara üstün gelmişlerdir.

“Öyleyse şunu bilin ki iki tür mücadele tarzı vardır: biri yasalara uyarak, öbürü zora başvurarak. Birincisi insanlara özgüdür, ikincisi hayvanlara: Ama hep olageldiği gibi, birincisi yetmediğinden ikincisine başvurmak gerekir. Onun için bir prens insancayı da hayvancayı da ustalıkla kullanmayı bilmelidir.

“(…) Demek ki bir prens, eğer ille de hayvan gibi davranması gerekirse tilki ve aslanı seçmelidir; çünkü aslan kendini ağdan, tilki de kurttan korumasını bilmez. Tuzakları tanımak için tilki olmak gerekir, kurtları ürkütmek için aslan. Sadece aslanlık etmek istemekle kendilerini sınırlayanlar bu işten bir şey anlamıyorlar demektir. Bunun içindir ki sakıngan bir bey sözünde durmamalıdır eğer bu duruş kendisine karşı dönecekse ve söz verişinin nedenleri ortadan kalkmışsa. Ve eğer insanların tümü iyi kimseler olsalardı yerilesi bir öğüt olurdu bu; ama nasıl ki tümü de küçük adamlardır ve sana verdikleri sözü tutmazlar, senin de onlara verdiğin sözde durman gerekmez.

“Ve bir prens hiçbir zaman kaypaklığını şirin göstermek için haklı gerekçeler bulmakta darda kalmamıştır. Günümüzde kaç barışın, kaç söz verenin prenslerin sözlerinin eri olmayışlarından ötürü boşa gittiğini ve tilkilik etmesini iyi bilenin işlerinin tıkırında gittiğini gösteren sayısız örnek vermek mümkündür. Ama bunu ustaca allayıp pullamak, göz boyamayı olduğu gibi renk vermemeyi de çok iyi becermek gereklidir. Ve insanların böylesine basitlikleri vardır, ânın gereklerine öylesine kölece boyun eğerler ki aldatıcı kişi her zaman aldatılmaya hazır birini bulacaktır. " (s. 109, 110)

Bu alıntılardan yola çıkarak şunları söylemek mümkün: Prensliğin çıkarı gerektiğinde olduğundan farklı görünmeyi, cesur ama sakin olmayı, korkuyu sevgiye tercih etmesini, başkalarının verdiği sözler yerine kendi aldığı önlemlere güvenmesini, sonuç odaklı olmasını, gücünü kullanırken aslan gibi ancak tuzaklara düşmemek için kurnaz olmasını önermektedir.

O günün koşullarından soyutlayarak bugünden bakıldığında eleştiriye açık olan bu görüşler, gerçekçidir. Emperyalist ülkelerin ya da çeşitli yönetimlerin kendi koydukları hukuku bile yok saymalarının sonucu olarak yaptıkları ortadadır. ABD ve Batı'nın Irak'ta, Libya'da, Suriye'de yaptıkları buna örnektir. Saddam'ın geçmişte,  Taliban'ın günümüzde yaptıkları gibi. İsrail’in Gazze’de yaptıkları, ABD’nin açıkladığı Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde yer aldığı gibi Amerika kıtasını arka bahçesi olarak ilan etmiştir. Venezuela’nın eski devlet başkanı Maduro’yu yatak odasından kaçırması ve bu ülkenin petrolünü kendilerinin işleteceğini açıkça beyan etmiştir. Grönland’a el koyma peşindedir.

Hoşumuza gitmese de böyledir. Tek çaresi beka sorunu yaşamadan ayakta kalmaktır. Machievelli’de öne çıkan en baskın özellik gerçekçiliktir. Liderin devleti ayakta tutması uzun vadeli temel amaç olarak karşımıza çıkmaktadır.  

İnsanların hele hele hiçbir itiraz mahkemesine izin vermeyen prenslerin eylemlerini yargılamak söz konusu olduğunda araçlara değil amaçlara bakılır. O halde, bir prens amaç olarak şunu seçsin: devletin ele geçirilmesi ve elde tutulması. O zaman araçları hep övgüye değer bulunacak ve herkesçe övülecektir çünkü sığ kafalı insanlar hep görünüşlere ve sonuçlara tutulur. Oysa bu dünyada her şey kaba sabadır: çoğunluk sağlamlığına inandığı savlara dayandığında insanlığın esamisi okunmaz. (…) ağzından barıştan ve sadakatten başka bir şey çıkmaz; ama gerçekte bunların yeminli düşmanıdır. ” (s. 111)

Burada amacı sağlayan her aracı geçerli saymaktadır. O halde prensin uzun vadeli amacına hizmet eden her şey meşrudur. Erdem, buradaki anlamıyla amacı sağlayan aracı kullanma yetisidir. Güç, beceri, fırsatları değerlendirme anlamını yüklemektedir. Cömertlik, merhamet gibi özelliklere de prensin sahipmiş gibi kendisini göstermesini salık vermektedir. Devletin bekası için prens acımasız olabilmelidir, bundan dolayı dürüst olmak zorunda da değildir.

"Tebasının mallarına ya da kadınlarına el atmakla ancak nefret uyandırır. Bundan uzak durmalıdır: insanların mallarına ya da mutluluklarına dokunulmazsa rahat dururlar. (…) Prens hoppa, kaypak, kadınsı, mızmız, kararsız, gözükerek kendisinin hor görülmesine yol açar; bu, bir prensin vebadan kaçar gibi kaçınması gereken bir şeydir. Hareketlerinde büyüklük, ciddiyet, ağırbaşlılık, karakter gücü gözükmesi için kafasını kullanmalıdır. Tebasının özel işlerini yargılaması gerektiğinde, vereceği yargının geri çevrilemez olmasını şart koşmalıdır; ve kimsenin ne şekilde olursa olsun kendisini aldatamayacağı kanaatini doğurmalıdır." (s. 112)

Kaçınılması gereken nefrete vurgu var. Düşünme disiplini, güçlü irade, insan ilişkilerinde ustalık ve karizmaya vurgu söz konusudur. 

Yabancılara karşı iyi ordular ve iyi ittifaklarla kendini savunacaktır; ve eğer kendisine sadık askerleri varsa her zaman kendisine sadık dostları da olur. Dış işleri yolundaysa iç işleri de yoluna girer meğerki bir fesatlık ortalığı karıştırmasın. (…) Darbe girişimlerine karşı en güçlü ilaçlardan biri halkın nefretini çekmemektir. (…) Darbecinin safında yalnızca karışıklık, korku, haset, ceza yeme kaygısı vardır; prensin safında ise iktidar, yasalar, devletin ve yakınlarının desteği vardır.” (s. 113)

Nefret konusunda yoğun uyarı var. Kendi gücüne güvenme esas. Dönemin egemen güçleri Fransa, İspanya, Germen devletinin İtalya’nın iç işlerine karışmaları nedeniyle dış ilişkilerin önemini öne çıkarmış ancak esas olan iç cephedir.   

"En iyi kale halkın nefretini çekmemektir; çünkü halk senden nefret ederse yaptırdığın kale seni kurtarmaz; zira halk bir kez silaha sarıldı mı ona yardıma gelecek yabancılar eksik olmaz. (…) Demek ki bütün bunları göz önünde tutunca, kale yaptıranları da yaptırmayanları da öveceğim; ama kalelerine güvenip halkın nefretini önemsemeyenleri kınayacağım." (s. 125)

Liderin nefret kazanmaması vurgusu altı çizilmesi gereken bir husustur. Bu ifadeden liderin yukarda sıralanan niteliklerin bütününe sahip olması gerektiğini anlıyoruz. Bütünüyle ele alındığında karizmaya vurgu ön plandadır. 

Büyük işler başarmak ve az bulunur, unutulmaz davranış örnekleri vermek kadar hiçbir şey prense saygı kazandırmaz. (…) Bir prens, dostluğu ya da düşmanlığı ikirciksiz olduğunda da saygı kazanır; yani birinden yana mı, birine karşı mı açıkça ifade ettiğinde. Bu tavır ona her zaman yan tutmazlıktan daha çok kazandıracaktır.”(s. 127)

Burada liderin kararlı olması arzu edilmektedir.

Bir prens çok zorunlu olmadıkça asla kendinden daha güçlü ilr bir olmamalıdır. Eğer kazanırsa tutsağı olursun ve prensler ellerinden geldiğince bir başkasının insafına kalma durumuna düşmekten kaçınmaya bakmalıdır.” (s. 130)

İttifak stratejisine ışık tutmaktadır.

Akıllı bir prens çevresinden bilge adamlar seçerek yalnız onlara ve bir tek kendi istediği konularda, başkalarında değil, özgürce konuşmak ve hakikati dile getirmek izni vermelidir.; her şeyden haberli olmalı ve onların da görüşlerini almalıdır; ama sonra kendi kafasına göre düşünüp kararını vermelidir; bu danışmanlar onun davranışından anlayacaklardır ki ne kadar açık yüreklilerle konuşurlarsa prensin o kada çok hoşuna gideceklerdir; onların dışında kimseye kulak asmamalı ve aldığı kararlar doğrultusunda inatla hareket etmelidir.” (s. 132

Liderin çevresiyle ilişkisinin tarzı ve kendi kararlılığına vurgu vardır.

“… talih değiştikçe insanlar da davranış tarzlarında inat etmeyip koşullara uyum sağlarlarsa mutlu olurlar, uyum bozulursa mutsuz olurlar. Atılgan olmak sakıngan olmaktan iyidir çünkü talih dişidir; ve ona egemen olmak için sert davranmak gerekir.” s. 138.

Liderin devrimci olması gerektiği durumlar için önermesidir.

“İtalyanlara bir bakın, karşılıklı vuruşmalarda ya da küçük gruplar halindeki kapışmalarda nasıl güç, yetenek ve zekâda üstünler. Ama iş ordulara gelince kıyaslanamazlar bile. Bunun nedeni önderlerinin yetersizliği; zira işi bilenlere itaat edilmiyor ama herkes bildiğini sanıyor ve bugüne deh hiç kimse talihinin yardımı ya da bileğinin gücüyle kendini öteki herkese kabul ettirebilecek denli yükselemedi. (…) Başarı için kendi öz ordusuna sahip olmak şarttır; onlardan daha sadık, daha yiğit ve daha üstün askerler bulunmaz. ” s. 141

Liderliğin ve gücün lider için önemini vurguluyor.

Günümüzden bakarsak, güvenlik, refah, moral bileşkesi olan beka kavramına verdiği önemi görüyoruz. Günümüzde bireyin özgürlüğü, kanunlar ve fırsatlar önünde eşitliği de beka kavramının ayrılmaz bir parçasıdır ancak o devirde öne çıkan bir kavram değildir. Buradan hareketle, prens için düşünme disiplini, cesaret, uzun vadeli amaç sahibi olma, doğru insan ilişkileri, gerçekçilik, sezgi ve öngörü, güçlü irade nitelikleri öne çıkmaktadır. 

Prens'te en çok öne çıkan niteliğin gerçekçilik olduğunu görüyoruz. Tabii gerçekçilik düşünme disipliniyle yakından ilgilidir. Bilge bir prens/lider için cesaret, kararlılık, güçlü irade öne çıkan diğer özelliklerdir. Ama bunun için uzun vadeli bir amaca adanmışlık gerekir. Bu amacın İtalyan birliği olduğu açıktır. Bazı örneklerden yola çıkarak Machiavelli'nin mevcut yapıyı yıkarak yeni bir yapı kurmak gerektiğinde devrimci olmayı benimsediğini anlıyoruz.

Sonuç olarak Prens, çeşitli durumlara uygun farklı stratejiler geliştirmek gerektiğini; bunu yapabilmenin de liderlik niteliklerine sahip olmayı ve bunları yerine göre kullanmayı önermektedir. Amaç devletin bekasını sağlamaktır. İki kelimeyle özetlemek gerekirse gerçekçilik ve pragmatizm onun ruhunda vardır. Kanaatimce günümüzde ve muhtemelen kendi çağında da kimilerince hoş karşılanmayacak oportünizme varan düşüncelerini açıkça yazması etik tutumuna ve güven ve refah içinde bir Floransa ve hatta birleşik İtalya için adanmışlığına işaret etmektedir.

Machivelli, beka stratejisinin gereklerine uygun davranmak durumunda olan liderlere yol göstermektedir.

Ahmet Yavuz

Yorumlar

  1. Aynı zamanda Machiavelli bu kitapta Osmanlı İmparatorluğu'na öykünmekte ve ordusunun disiplininden sitayişle bahsetmektedir.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Trajikomik Balyoz kumpası devam ediyor

Liderlik ve strateji üzerine